Hükümdarların kendi vatandaşlarını korumak, yüceltmek ve daha ileri taşımak uğruna başka milletten insanlara yaptıkları dehşet verici şeyler her tarihi kaynakta sıklıkla karşımıza çıkabilen olaylardandır. Lakin hem kendi ülkesini korumak hem de kendi halkını öldürmek çok sık rastlanan bir şey değildir. Kulağa çelişkili geldiğinin farkındayız ancak tarihin bir safhasında böyle bir olay mevcut. Madagaskar kraliçesi Ranavalona (I.Ranavalona) kendi halkının kültürünü ve kimliğini sömürgeci güçlere karşı korumaya çalışırken gerek iktidarını sağlamlaştırma uğruna gerekse de uyguladığı politikalar nedeniyle 6 yıllık bir sürede kendi nüfusunun yarısının (yaklaşık 2,5 milyon kişi) ölümüne neden olmuştur. Gelin Madagaskar’ın çılgın kraliçesi Ranavalona’nın yaptığı kan donduran olaylara yakından bakalım.
Yüzyıllar boyunca Madagaskar, yabancılar (özellikle Avrupalı kaşifler) için keşfedilmemiş bir adaydı. On sekizinci yüzyıla gelindiğinde, Avrupalı gezginler adayı keşfettiler ve üzerinde hak iddia etme yarışına girdiler. Ada, dönemin iki büyük sömürgeci devleti için adeta bulunmaz bir nimetti. Madagaskar deyim yerindeyse dokunulmamış bir cennetti. İngilizler için Madagaskar, Hindistan güzergahında mükemmel bir durak noktası olabilirdi. Öte yandan Fransızlar, Madagaskar’ı sömürdükleri diğer Afrika uluslarının devamı olarak kendi kolonilerine eklemek istiyorlardı.
Yıllar süren iç savaştan sonra, savaşan kabilelerin çoğu Kral Andrianampoinimerina’nın hükmü altında birleşince adaya barış ve refah geldi. Bununla beraber Kral, geçimlerini sürdürmeleri için toprakları halka dağıtarak onları onurlandırdı.
Kral, krallığında Batı öğretilerinden yanaydı. Ancak bu eğilim kralın saraydaki gelenekçilerin ve rahiplerin muhalefetiyle karşılaşmasına yol açtı. Bir zaman sonra kralın amcası ona suikast düzenlemeye kalkıştı. Ancak suikast yerel kabilelerden bir kişinin krala önceden haber vermesiyle engellendi. Alçakgönüllü olan kral bu davranış karşısında , kendisine haber veren kişinin kızı Ranavalona’yı oğlu Prens Radama’ya müstakbel bir gelin olması için evlat edindi. Daha sonra Ranavalona, prensin karısı oldu. Bu gelişme ona gelecek hükümdarlık yolunda bir kapı araladı.
Ancak Ranavalona ile prens arasındaki ilişki pek olumlu değildi. Düşünceleri ve kararları birbiriyle çatışıyordu. Bu karşıtlık o kadar şiddetliydi ki zamanla ilişkileri zayıfladı ve evlilikleri çocuksuz bir şekilde sonuçlandı.
Kral Andrianampoinimerina ölünce tahta Prens Radama ve kraliçesi Ranavalona geçti. Radama tahta geçtiğinde kendisine siyasi olarak rakip olabilecek herkesi öldürdü. Öldürdüğü kişiler arasında Ranavalona’nın ailesinden kimseler de vardı. Prens, babasının ölümünden sonra modern 19. yüzyıl fikirleriyle ülkeye yenilikler getirdi. Başta İngiliz misyonerler olmak üzere adaya yabancı girişine izin verdi. Madagaskar’a gelen yabancılar okullar inşa ederek adayı dönüştürdüler ve yazılı bir dilin geliştirilmesine yardımcı oldular. Bununla beraber Hristiyanlığı tanıttılar ve yerlileri bu dine sokmak için çaba harcadılar. Bu modern fikirler Ranavalona’yı rahatsız ediyordu. Yeni tanıtılan dinin, Madagaskar tanrılarının dinini nasıl tehdit ettiğini dehşetle izliyordu.
1828’de Kral Radama otuz beş yaşında bir hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Radama’nın subaylarından birkaçı, kralın tahtını yeğeni Prens Rakatobe’ye devretmek için ölüm haberini iki gün kadar sakladılar. Bu plan kısa süre sonra, destekçileri tarafından Ranavalona’ya ulaştırıldı.
Kocasının ölümünden bir yıl sonra Ravanalona ordudan da destek görerek kocasının yeğeni yerine kendini hükümdar (yani kraliçe) ilan etti. Ranavalona kendi krallığının tarihindeki ilk kadın hükümdar olmuştu. Kendini Madagaskar Kraliçesi ilan eden Ranavalona, kendine yapılanları unutmamıştı. Rakatobe dahil tüm rakiplerini idam ettirdi. Ayrıca Rakatobe’nin annesini hapsetti ve onu açlıktan öldürdü. Ranavalona’nın yaptıkları kraliyet üyelerine ve halka karşı siyasi bir gövde gösterisiydi.
Ranavalona tahta çıktıktan sonra bir kadın olarak yönetmekte zorlanacağının farkındaydı. Nitekim taç giyme töreninde halkına seslenirken söylediği şu sözler bir nevi manifesto niteliğindeydi:
“Asla, bu çelimsiz, zayıf kadın bu koca krallığı nasıl yönetecek diye düşünmeyin. Atalarımın taptıkları haricinde hiçbir tanrıya tapmıyorum! Okyanus benim krallığımın sınırı olacak ve krallığımın tek bir çakıl taşından dahi vazgeçmeyeceğim!”
Şiddetli bir Avrupa karşıtı olan Ranavalona’nın bir sonraki görevi, ulusu modernize etmek amacıyla kocası tarafından gerçekleştirilen reformları ortadan kaldırmaktı. Başlangıçta Avrupalı devletlerle yapılan ticaret anlaşmalarını rafa kaldırdı. Bir istilaya karşı kazandığı bir savaştan sonra, Avrupalıların kafalarını kesti, onları mızraklara geçirdi ve yabancı istilacılara karşı caydırıcı bir sembol olarak sahillerde sıraya dizdi. Avrupalı tüccarları, öğretmenleri, diplomatları sınır dışı etti.
Yönetiminin ilk yıllarında Ranavalona, Avrupalıların ülkesine sunduğu matbaa gibi gelişmelerden dolayı onlara nispeten toleranslı davrandı. Özellikle bir süre Hristiyanlıkla ilgili faaliyetleri başkentte sınırlı kalması kaydıyla yasaklamadı. Lakin Hristiyanlıkla ilgili metinlerin Madagaskar diline çevrilmesi ve dağıtılmasının ardından halkının din değiştirdiğini gören Ravanalona halkının özünden kopacağı korkusuyla keskin bir davranışsal değişikliğe gitti. Tüm Hristiyan metinlerinin dağıtımını durdurdu. Kilise hizmetlerini ve ayinleri ülke çapında yasakladı.
Kraliçe Ranavalona 26 Şubat 1835’te yaptığı konuşmasında ise Hristiyanlığı resmen yasakladı. Konuşmasında, yeni dinin yasaklandığı ve uygulanmasının ağır bir suç olduğunu belirtti. Ancak ilginç bir şekilde kendi halkı ile yabancılar arasında din ve inanç özgürlüğü bakımından ayrım yaptı. Bu minvalde, Avrupalı misyonerlerin ülkesinin ilerlemesine yaptığı değerli entelektüel ve teknolojik katkıları kabul ederek onları, misyonerlik faaliyetlerini sona erdirmeleri koşuluyla çalışmaya devam etmeye davet etti.
26 Şubat tarihli kararnameye göre, İncil’e sahip olanlar, cemaatçe ibadet edenler veya Hristiyanlığa bağlılıklarını sürdürenler para cezasına çarptırıldı, hapsedildi, kelepçelendi veya idam edildi. İdam şekli de kraliçenin vahşi namına yaraşır şekildeydi. Hristiyanlıktan vazgeçmeyi reddedenleri kayalıklarla dolu bir vadinin 150 metre yukarısında sallandırarak halka açık olarak infaz etti.
Bu kadar şiddet yıllar içinde Ravalona’yı sınır tanımaz bir hükümdara dönüştürdü. Artık sadece yabancılara değil kendi halkına da zarar veriyordu. Her türlü karşıt görüş ve küçük suçlar bile canice cezalandırılıyordu. Bununla beraber kendi ülkesini yabancıların güdümünden korumakla iyice takıntılı hale gelen Ravanalona kendi kendine yetebilen bir ülke olabilmek için halkının belini büktü. Halkını vergi ödememek karşılığında yılın bir bölümünde ağır işlerde çalıştırdı. Bu politikası nedeniyle yönetimi süresince yüz binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Bunun yanı sıra “tangena ordeal” denen bir yargılama yöntemiyle de pek çok kişiyi öldürdü. Dikkat çekici olan bu yargılama yönteminden biraz bahsetmemiz gerekir. Tangena ordeal’de yargılanan kişiye zehir damlatılmış üç parçalı tavuk derisi yedirilirdi. Deriyi yiyen kişi eğer kusup deriyi çıkarırsa bağışlanıyordu. Fakat eğer zehirlenip ölürse bunun ilahi adalet olduğu kabul ediliyordu. Sadece bu yargılama yoluyla bile yüzlerce kişinin öldüğü söylenebilir.
Bu denli kanlı bir hükümdarlıktan sonra kraliçe Ravanalona 16 Ağustos 1861’de sarayında yaşamına veda etti. Kraliçe onuruna 12 bin hayvan kurban edildi ve 9 ay yas tutuldu. Kraliçenin halefi olan II.Radama döneminde ise kraliçenin yaptığı tüm yabancı karşıtı uygulamalar geri çekildi. II.Radama Hristiyanlığa geçti.
Ranavalona zalim ve yabancı düşmanı bir tiran olarak tasvir edilse de onu ulusunun siyasi ve kültürel egemenliğini Avrupa’nın tecavüzünden koruyan zeki bir politikacı olarak görmek daha doğrudur. Çünkü Madagaskar izole olduğu bu yönetim yıllarında bile gelişimini sürdürebilmiştir. Vatansever bir yönetici mi yoksa despot bir lider mi olduğuna karar verecek durumda olmasam da Ranavalona’nın tarihte tek başına güçlü bir kadın hükümdar portresi çizdiği için takdire şayan bir kişilik olduğu gerçeğine kimsenin karşı çıkacağını düşünmüyorum.


Bir yanıt yazın