İyi bir bilimkurgu ve iyi bir edebiyat yapıtı okumak isteyen herkesin yolu Dune serisinde birleşecektir. Kitabı bitirdiğinizde damağınızda adeta “baharat” tadı kalacak. Yazıldığı 1965 yılından beri etkileyiciliğini yitirmeyen Dune, pek çok yan kitabı olmasıyla birlikte Frank Herbert’in kendi yazdığı 6 kitaplık serinin ilk kitabı. Dune: Çöl Gezegeni, adıyla da bilinen kitap bilimkurgu severleri zaten kendine aşık edecektir lakin bilimkurgu türüne mesafeli olan ya da hiç ilgi duymayan okuyucular için de iyi bir kitap gözüyle okunabilir.
Burada belirtmeliyim ki her ne kadar kitap türe aşina olmayan okuyucular tarafından tercih edilebilir olsa da tavsiyem ilk defa türe başlayacak olan okuyucuların daha az detaylı bir kitaptan başlamaları. Çünkü Dune, bilimin ve kurgunun hakkını sonuna kadar veriyor. Dune’u diğer bilimkurgu kitaplarından ayıran en önemli özelliği belki de gerçekçiliği. Bilimkurguda gerçekçilik kulağa biraz çelişkili geliyor olabilir fakat kastımız kitabın kendi kurduğu dünya içindeki gerçekçilik. Bunun üstüne kitaptaki dünyanın hem eski hem de yeni nitelikler içermesi bilimkurgularda alışık olduğumuz uçuk ve teknolojik olguların yoğunlukta olduğu eserlere kıyasla Dune’u daha sindirilebilir kılıyor. Yani hayali ögeler o kadar yerinde ki adeta yeni bir gerçeklik oluşturmuşlar. Kitabın anlattığı olaya gelmeden önce kitap hakkında birtakım bilgilere de yer verelim. Bilimkurgu türünde kült bir eser olan Dune ilk basılmak istendiği zamanlarda şaşırtıcıdır ki beğenilmemiş. Frank Herbert’ın aktardıklarına göre kendisi yirmi defa reddedilmiş ancak O, yine de yılmayıp yirmi birinci denemeyi yapmış. Bu denemede kitabı basacak olan yayınevinin sahibinin kararından pişmanlık duyduğunu da öğreniyoruz fakat gelin görün ki pişmanlık, şu anda önceki yirmi yayınevi sahibinin içinde. Herbert, Dune’u yazarken bizce tam biz mozaik oluşturmuş; bunu pek çok bakımdan görmek mümkün. Bu mozaiğe örnek olarak kitapta özellikle Arapça sözcüklerin yanı sıra Latinceden de esintiler görmek mümkün. Hem yeni hem de eski ögeleri zaten dile getirmiştik. Bunların yanı sıra İslamiyet, Katolik Hristiyanlık ve Zen Budizm’inden de bariz parçalar görmek mümkün.
Kitabın ilmek ilmek işlenmiş dünyasından da sözü açalım. Kitap tam anlamıyla “edebi dünya” kavramının hakkını vermiş. Kendine özgü kavramlar, ırk, silah ve bitki isimleri, yerel dillerden konuşmalar, birtakım teknolojiler, yerel dini inanç ve daha nicesi. Bunlarla birlikte Dune olarak bilinen Arrakis gezegeni de oldukça önemli ve bu gezegen üzerinde de coğrafi, ekolojik detayların sıkça verilmiş olması sizi kitabın içine çekiyor. Bu kadar detay size kitap okuma hissinden daha çok bir film izliyormuş tadı veriyor. Bu kadar betimlemeden sonra aklınızda bir şey canlanmaması imkânsız. Bu kadar detaydan söz edince ister istemez okuyucuda bir karmaşa korkusu beliriyor. İthaki Yayınları bu karmaşanın önüne geçmek için kitabın sonunda birkaç sayfalık bir mini sözlük ekleyerek okuyucuyu rahatlatmış. Kitabın başlarında sözlüğe bakmak biraz yorucu olsa da kısa süre sonra arkaya göz atma ihtiyacınız azalıyor ve sadece olayların akışında yol almaya başlıyorsunuz. Kavramları açıklayan bölümün dışında kitaptaki bazı karakterler hakkında özet bilgiler içeren, gezegenin ekolojisi ve yerel din hakkında bilgiler içeren kısımlar da mevcut.
Şimdi gelelim kitabın olayına: Kitap büyük hanedanların bir gezegeni sömürme kararı sonrası birbirlerine düşmesini konu alıyor. Dune olarak bilinen Arrakis gezegeni suyun elmas değerinde olduğu ve Fremen adı verilen çöl halkının yaşadığı bir çöl gezegeni. Arrakis hiçbir şeye elverişli olmayan atıl bir gezegen konumunda fakat onu değerli kılan şey tüm uzayda sadece Arrakis’te bulunan “baharat” adlı madde. Baharat, insan ömrünü uzatan ve ona sınırlı öngörü veren mucizevi bir madde. Arrakis’in tüm bitkilerinde, hayvanlarında hatta havasında bulunan baharat saydığımız özelliklerinden dolayı diğer hanedanların iştahını kabartıyor. Tüm hanedanlar arasında iki baskın hanedanlık bulunuyor: Atreides Hanedanlığı ve Harkonnen Hanedanlığı. Başta Caladan adındaki okyanus gezegeninde yaşayan Atreidesler, Arrakis gezegenini yönetmeleri için gezegene gönderilirler. Hanedanın başı Dük Leto Atreides, oğul Paul Atreides ve Leydi Jessica vatanlarından ayrılıp bu ıssız gezegen ulaştıklarında bir tuzağın içine düştüklerini çok geç fark ederler. Leto Atreides’in öldüğü ve hanedanlığın büyük yara aldığı bu olaydan sonra her şey Paul Atreides’in sırtına yüklenir. Nitekim Paul’ün önünde daha büyük bir şey vardır. Arrakis’te duyduğu kurtarıcı efsanesi tüm delilleriyle Paul’ü işaret ediyordur. Bundan sonra artık Paul bir kehanetin gerçekleşmemesi için çabalamaya başlar çünkü kehanet evrende Atreides Hanedanlığı’ndan doğacak bir kaosu işaret etmektedir. Bu yolda Paul pek çok ihanetle, sevgiyle ve tehlikeyle yüzleşir. Kitaptaki tabirle her şeyde “hile içinde hile içinde hile” vardır.
Tüm bu hayal dünyasının ardında Dune büyük bir resim vaat ediyor. Bilimkurgu türünün önde gelenlerinden olan Dune, kuvvetli alegori içeren bir eser. İçerdiği alegoriden bahsetmeden önce bir bilgi vermek gerekir: Frank Herbert Orta Doğu’da uzun yıllar gazetecilik yapmış bir kişi dolayısıyla Arrakis’in ve Fremenler’in rahatlıklar Arap çölleri ve Arap halkını simgelediğini söylemek mümkün. Çölde çadırlarda yaşayan, geniş abiyeler giyen ve kahve içen bu halkın sahip olduğu özelliklerin hepsi bu sembolizmi destekliyor. Bunun yanı sıra “baharat” olarak yer alan öge de gerçekte “petrol”e karşılık gelmektedir. Gezegenin kendisi de çöllerle bezeli Orta Doğu coğrafyasının ta kendisi. Hatta “hile içindeki hile içindeki hile” Orta Doğu’da sürekli dönen gizli planlara ve ihanetlere işaret eden vurucu bir ifade. Arrakis’i sömürmeye gelen hanedanlar ise emperyalist ülkeleri temsil ediyor ve kitap emperyalizme muhteşem bir edebi dille eleştiri yağdırıyor. Dinsel bakımdan da bağnazlığı eleştiren kitap, Hristiyanlıktan “Mesih” ögesini de iyice işliyor ancak bunun etkilerini serinin diğer kitaplarında daha çok hissedilebildiğini söylemek mümkün. Bahsedemediğimiz daha pek çok etkileyici unsuru barındıran Dune sizi egzotik dünyasında ağırlamaktan memnuniyet duyacaktır. Türü seven ya da sevmeyen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap olan Dune’u okuduğunuzda Arrakis sadece Atreides Hanedanlığı’nın değil sizin de vatanınız olacak.





Bir Cevap Yazın