Sosyal varlıklar olarak bizler yaşantımız boyunca başka insanlarla ilişkiler kurmak zorundayız. İlişkilerimizin bazıları samimiyet kazanır ve arkadaşlık halini alır. Yaşantımızın çeşitli dönemlerinde hayatımıza bazı arkadaşlar girer, bazıları da çıkarlar. Kimilerinden biz uzaklaşırız kimilerinden ise elimizde olmayan nedenlerle ayrılmak zorunda kalırız. Şayet şanslıysak eğer, edindiğimiz arkadaşların bazıları ömrümüz boyunca bizimle kalacak halis duygulara sahip olurlar. Nitekim günümüz toplumsal yapısının değişmesinden kaynaklı olarak pek çok kişi eski zamanların dostane ilişkilerini özlemle anıyor. Eğer siz de eski, sıcak arkadaşlıklara hasret kaldıysanız o halde sizi içinizi ısıtacak bir hikâyeye davet ediyorum. Üstelik her şeyin başladığı yer olan bir kahvehaneye, Kuştimur Kahvehanesi ’ne…

Öykümüzün merkezindeki mekanla aynı adı taşıyan Kuştimur Kahvehanesi kitabı oldukça sıradan bir hikâyeyi anlatıyor. Peki bu kitap sıradan bir öyküyle nasıl 1988 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış olabilir? Belki de kitabı başarıya ulaştıran bu sıradanlıktır, desek şaşırır mısınız bilmiyorum. Fakat kitabı okuduktan sonra ben, iyi ki bu kitap sıradan bir öyküye sahip dedim. Bambaşka bir coğrafyada geçen, belki de hiç aşina olmadığınız bir kültürün ögeleriyle bezeli hikâye, ancak bu kadar yüreğinizin derinliklerine dokunabilir. Çünkü yazar Necib Mahfuz, okuyuculara sıra dışı bir şey sunmaktansa maneviyatın ve evrenselliğin rüzgarını estirmiş kitapta.

Öykümüz Mısır’ın o dönem kalburüstü semtlerinden olan Abbasiye’de başlıyor. Kahramanlarımız olan dört çocuk da Abbasiye’nin biri diğerinden daha zengin olan iki ayrı yakasından. Anlatıcı her ne kadar beşinci kişi olsa da kitabın ana olay örgüsünün dışında kalıyor.

Ana karakterlere dönecek olursak, dört karakterimizin ikisi daha zengin olan yakada yaşarlarken diğer ikisiyse daha az zengin yakadalar. Buna rağmen kader dört karakterimizi ilkokulda bir araya getiriyor. Karakterlerimizin kimisinin babası paşayken kimisininki de tüccar. Ancak aralarındaki sınıf farkına rağmen yine de birbirleriyle arkadaş oluyorlar karakterlerimiz. Statülerin damgası altında ezilen yetişkinler için gerçekleşmesi bir hayli zor olan bu arkadaşlık, henüz dünya ihtiraslarına bulaşmamış çocuklar aynı derecede kolay. Okul dışında da sürekli birbirleriyle vakit geçiren bu arkadaşlar yetiştikleri çevreye rağmen birbirlerine samimiyet sayesinde bağlanabildiler. Dört arkadaş kaderin onlara yazdıklarından habersizce çocukluklarını yaşadılar, birlikte aynı bahçelerde oynadılar, aynı yemeklerden yediler. Önce aynı ortaokula geçtiler sonra da birlikte çalışıp aynı liseye… Biraz büyümüş olmanın getirdiği imkanla artık bahçelerde toplanmak yerine buluşacak bir yer arayışına girdiler. Yazgıları da karşılarına Kuştimur Kahvehanesi ’ni çıkardı.

Başlarda yaşlı başlı adamlardan çekinerek girdikleri bu kahvehanenin dostluklarına yıllarca şahit olacağından habersizlerdi. Birbirlerinden farklı düşüncelere sahip bu dört arkadaş farklılıklarının aralarına girmesine izin vermeyerek sıkı dostluklarına bir düğüm daha atmışlardı. Kahvehane belki de dostluklarının temelinin atıldığı yer olduğundan onların gözünde giderek değerleniyordu. Bu dört arkadaş sabahları kahvehanede buluşuyor ve ayrılıyorlardı. Ertesi gün ise herkes kendi hayatından bir parçayı yine burada diğer arkadaşlarına açıyordu. Ergenlik hevesleri, ailevi meseleler derken iyice birbirlerine açılır hale gelmişlerdi. Aşklarından, yaptıkları olumlu olumsuz davranışlardan, kişisel düşüncelerden sık sık bahsediyorlardı. Eninde sonunda birkaç ergenlerdi…

Üniversite çağına yaklaştıklarında ise onlara artık yetişkinlik yolunda olduklarını hatırlatan bir şey oldu. Arkadaşlarından biri evlenmeye niyetliydi. Başta şaşırsalar da sonradan bunun kendilerini bekleyen bir son olduğunun farkına vardılar. Lakin yetişkinliğin çalan zilleri beraberinde çok daha derin olaylar da getirdi. Eğitim hayatında çok başarılı olan arkadaşlardan biri, aileden birinin ölümüyle sarsılarak başarısızlığa sürüklendi. Ailesinin doktor yapmaya çalıştığı bir diğeri edebiyata atıldı. Evlenenin çocuğu oldu. Hatta daha sonra ikinci kez evlendi ancak bu evliliği huzurunu tamamen yok etti. Bir diğeri ise aklındaki mesleğe ulaşmasına ramak kala ona ulaşma çabasını bıraktı. Tüm arkadaşlar hayat rüzgarının esintilerini Kuştimur Kahvehanesi’nde içlerine çektiler. Aileden ayrılıklara, dindarlıktan dinden kopuşa tanıklık etti bu kahvehane. Bir zaman sonra arkadaşlardan birinin çocuklarını da misafir etti. Boşanmalara, alevli tartışmalara, pişmanlıklara, zenginliklere sahne oldu.

Mısır toplumunun yapısına dair çıkarımlar da sunan Necib Mahfuz kültürel her detayı anlatısını zenginleştirmek için kullanmış. Öyle ki yer yer sıcak çöl rüzgarını yüzünüzde hissederken, Arap mutfağından hiç tatmadığınız lezzetleri tatmak isteyeceksiniz. Yazar anlattığı öykünün okuyucuyu daha çok sarması için öyküye hizmet edecek Mısır’a ait tarihi olaylara da yer vermiş.

Sözünü ettiğimiz dört arkadaşın gençlikleri hep Mısır’ın siyasi çalkantılarına denk gelmişti. Kendi dönemlerinde iki devrim ve bir dünya savaşı gören gençlerin ülkelerinde dair umutlarının sönüşünü de okuyoruz kitapta. Başkentlerinin yakılışını, şehirlerinin bombalanmasını ve İngilizlerin nüfuzunu hissederek büyüyorlar. Buldukları devrimlerin umdukları devrim olmadıklarını görüyorlar. Darbelerin ülkelerini rezil ettiğini tüm çıplaklığıyla görüyorlar. Kendi siyasi liderlerinin çözümden aciz olduğuna kanaat getiriyorlar sonunda. Bu süreçte kendi içlerinde de görüş ayrılıklarına düşüyorlar elbette. Ama gerçek arkadaşlık hiçbir şeyin eski günlerin ihtişamını söndürmesine izin vermemek değil midir? Onlar da fikri farklılığa rağmen birbirlerine bağlı kalıyorlar. Ülkelerinin zorlu ekonomik dönemlerinde de bir şekilde yaşam mücadelelerini yine birbirlerine anlatıyorlar. Sonuçta hiçbirinin diğerinin kötülüğünü istemeyeceğine derinden inanıyorlardı.

Ülkeleri siyasi olarak yabancılara açıldığında bildikleri çevre de değişmeye başladı. Tarihi konaklar yıkıldı. İçlerindeki paşalarsa şanlarına yaraşır cenaze törenleriyle toprağa verildi. Oysa değişen sadece Abbasiye değildi. Zaman bu dört arkadaşın yüzüne hendekler açmıştı. Bu hendeklerde ölen anne babalar, Mısır’dan göçmüş kardeşler,  boşanmış eşler vardı. Tüm mazileri su gibi akıp geçmişti. Lakin onlar yine de Kuştimur Kahvehanesi ’ndeki aynı masada beraberlerdi. Kahvehane onların güvenli limanıydı çünkü, onları bir arada tutan yegane olguydu.Necib Mahfuz’un ölümünden önce tamamladığı son roman olan Kuştimur Kahvehanesi, temelleri çocuklukta atılan bir dostluğun zamanın alıp götürdüklerine karşı direnişini, yüzümüzde kırık bir tebessüm oluşturarak anlatan tam bir başyapıt.

Bir Cevap Yazın

Loading posts…

Revaçta

PRİZMA sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin