“Her yalan söylediğimizde gerçeğe borçlanırız ve bu borç er geç ödenir.”
Chernobyl
Diziyi ve belki de Çernobil faciasını en kısa ama en vurucu şekilde özetleyen söz bu olabilir. Adından da belli olduğu üzere Çernobil Nükleer Santrali Patlaması’nı konu edinen bu mini dizi az bölümü olmasına rağmen damakta bıraktığı tatla uzun süre kendini hatırlanır kılacak. 2019’da vizyona giren dizi yayınlandığı yıl “en iyi mini dizi” ödülü de dahil olmak üzere on ödül aldı. İzledikten sonra da bu ödülleri hak etmediğini iddia eden olacağını çok düşünmüyorum. Dizi oldukça trajik bir konuyu bizlere sunmasına rağmen gerçekten bir dizi havasında çekilmiş. Dizi havasından kastımız sanatsal yönünün belgeselvari olmasının önüne geçtiği. İlk bölümünden son bölümüne kadar olayı bilseniz bile şaşırtıcı bir şekilde kendini izletiyor dizi ve kesinlikle izleyiciyi sıkmıyor.
Çernobil Patlaması’ndan çok kısa bir süre önceden başlayan dizi kusursuz çekimleri ve etkileyici görsel efektleriyle izleyiciyi doğrudan olayların içine sokuyor. Eğer odağınız biraz dağılırsa kendinizi istemsizce kastığınızın farkına bile varabilirsiniz. Patlama anını, gelinen noktanın şokunu tamamıyla yansıtmayı başaran dizi bence en büyük başarısını patlamanın yol açtığı olaylar zincirinde gösteriyor. Tüm bu süreçte pek çok fedakar meslek grubunu da görüyoruz. Fakat özellikle göze çarpan hemşirelerin çalışma şartlarının olumsuzluğu ve şartların yetersizliği.
Bildiğimiz gibi şiddetli radyasyon yayıldığında çevresindeki her şeye adeta sirayet eder ve elbette bu ışınları temizlemenin bir yolu yoktur. Bunun üstüne cisimden cisime bulaşabilme özelliği de bulunur. Zaten sağlık çalışanlarının da en çok sorun yaşadığı nokta da buydu. Patlayan santraldeki yangını söndürmeye çalışan itfaiye erleri o kadar yoğun radyasyona maruz kalmıştı ki kısa sürede biyolojik zararların pençesine düşüp hastanelere nakledildiler. Az önce de belirttiğimiz gibi aldıkları radyasyon da onlarla birlikte hastanelere. Hastanede gördüğümüz vahim manzaralar ve gerçekçi makyajlar açıkçası izleyiciyi rahatsız etmiyor değil. Radyasyon yanıkları, kabarmış ciltler, kanamalar, kusmalar ve daha birçoğu…
Şimdi gelelim Çernobil dizinin facia konusunda bize sunduğu bakış açısına. Santral patlaması bir tasarım hatasından kaynaklanıyordu ve bu mimarideki santralleri o dönem sadece SSCB kullanıyordu. Bu noktadan itibaren bir tersliğin çıkabileceğinin öngörülmesi gerekse de üzerinde durmamız gereken asıl nokta faciayı tam anlamıyla “facia” yapan şeyin siyasi kaygılar olduğuydu. En baştan itibaren siyasi itibar için santral personeli tarafından hiçe sayılan güvenlik prosedürleri kıvılcımı ateşlerken, SSCB’nin önceliği zararı engellemek yerine faciaya ilişkin her şeyi gizlemeye verince bu kıvılcım önü alınamaz bir yangına dönüştü. Burada bir parantez açalım eğer radyasyon İsveç’e ulaşmasaydı dünya çok daha uzun süre bu biyolojik ve kimyasal felaketten habersiz kalacaktı.
Her şeyin üstüne geçen siyaset ve beraberindeki yalanlar binlerce insanın ölümüne daha da kötüsü yüzyıllarca izi silinmeyecek bir ekolojik katliama yol açtı. Büyük bir kumar oynadıklarının farkına varsalar da ellerinden bir şey gelmeyen santral çalışanlarından tutun da hükümeti sürekli uyarmalarına karşın susturulan bilim insanlarına kadar her şeyde hata üzerine hata vardı.
Maalesef tüm siyasi inadın ceremesini “korumaya” çalıştıkları halkın kendisi ödedi. Ölenlerin bir kısmının aileleri tarafından ziyaret edilebilecek bir mezarı olamadı çünkü santralin kendisi onların mezarı oldu. Bir başka kısım ise kurşun tabutlarla birlikte betonların altına gömüldü. En baştan itibaren nükleer santral çevresindeki insanların tahliye edilmesi gerekirken yine Moskova, açıklama yapma zorunluluğuna katlanmamak için patlama dünyada duyulduğundan ancak günler sonra bölgeyi tahliye etti. Üstelik yine yalanlarla: geçici bir süreliğine ayrılıyorsunuz. Oysa bölgeden ayrılan kimse bir daha hayalet şehre dönemedi ve diziye göre 24000 yıl kadar da dönemeyecekler. İnsanların yanı sıra bölgeye giren hiçbir araç da çıkamadı, tehlike bölgesindeki tüm hayvanlar da vurularak öldürüldü.
Peki her şeyi bu kadar etkileyici sunan bu dizinin olumsuz yönleri yok mu diye soracak olursanız, elbette ki var. Gerçek bir olaya dayanan pek çok yapımda olduğu gibi Çernobil’in de seyir zevkine katkıda bulunmak için gerçekte olmayan birtakım ögeler barındırdığı söylenebilir. Fakat biraz rahatsız edici derecede olduğundan bahsedilmeye değer bir çarpıtma var: o da SSCB bürokrasisinin ve şartlarının belirli yerlerde olduğundan çok daha kötü ve tepki çeken şekilde lanse edilmesi. Örneğin bir sahnede ayakkabı fabrikası işçiliğinden hükümette yönetici pozisyonuna yükseldiği ima edilen bir kişi bulunuyor. Oysa gerçekte böyle bir yükseliş söz konusu değil. Nitekim İngiliz-Amerikan yapımı bir dizide komünist karalaması görmek şaşırtıcı olmasa da biraz daha nesnellikten bence zarar gelmezdi. Olayın gerçeğinde olmayan başka şeyler olsa da oldukça şikayetçi olduğum bir sahne daha var ona değinmeden olmaz.
Dizi finalinde mahkemede Profesör Legasov’un bir Sovyet mahkemesinde apaçık bir şekilde hükümetin yetersizliğini vurgulaması ve patlamanın tüm arka planını açıkladığı cesur konuşması ne yazık ki gerçek değil. Zaten SSCB düşünüldüğünde böylesine bir sahne hayal dahi edilemezdi. Sözünü ettiğim ve etmediğim bazı eklemeleri göz ardı edersek genel anlamda oldukça başarılı bir dizi. Hatta ilk saniyesinden son saniyesine kadar izlemeye değer dersem abartmış olmam.
Gerek kısa gerekse de oldukça etkileyici olan bu diziyi mutlaka izleyin, izletin dememe gerek yok herhalde. Bu yorum yazısını da dizinin noktalandığı gibi noktalamak uygun düşer:
“Gerçeklerin bedelinin ağır olduğu düşünülür, peki yalanların bedeli?”





Bir Cevap Yazın